kadın

Akşamüstü Seyri

“Oldu tabii, çok zaman oldu,” dedi dağınık saçlarını toplayan kadın.

Kalabalığın rahatsız edici gürültüsüne aldırış etmeyen adamın bakışları, kadının yine aynı kalabalığa karışan meraklı, tedirgin ve hüzünlü bakışlarına takıldı. Berberden yeni çıkmış sayılan düz, kokulu ve yumuşak saçlarının kabarmasına öfkelenen kadın, usturuplu bir şekilde ve mütemadiyen saçlarını toplamaya çalışıyor, kelimelerini bazen aralıklarla seçiyor, dikkatle adamın kendisini dinlediğinden emin olmak istiyordu. Şehrin bu merkezi yerinde, bu kalabalıkta buluşmanın hata olduğunu bilseler de, pek aldırış etmiyorlardı. Defaatle gelmekten yorulmadığı, şimdi, şu anda yanında oturan bu güzel kadınla oturduğu banktan insanları seyretmeyi alışkanlık hâline getiren adam, bu kez şehri hiç olmadığı kadar temiz, heyecanlı ve bakımlı bir kadın gibi görüyordu. Saat kulesinin olduğu yönden tüm alandaki insanların kulaklarını dolduran ezan sesi yükseliyor, iş ve okul çıkışı saatine denk düşen kalabalık, alelacele bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Kadın durmadan anlatıyor, anlattıkça yaşadığı şeyleri düşünüyor, düşündükçe ne kadar çaresiz olduğunu idrak ediyordu.

Gerekeni yapmalısın. Biraz da kendini düşün,” dedi adam kadın susunca.

“Peki, ya onlar?”

Cevap veremedi adam. Onları düşünmek gerekirdi. Onlar hep vardı. Onlar hep konuşurlardı. Hiç susmaz, devamlı anlatırlar, devamlı dedikodu yaparlar, devamlı iş çevirirler, aciz bir durumda anında orada bitiverirlerdi.

“Keşke,” dedi kadın, adamın sessiz cevabına karşın, “Gelseydin. Ve alsaydın beni, götürseydin. Belki şu an, başka bir yerde, başka bir şekilde, evimizde belki, belki çocuklarla bir oyun alanında eğleniyor, gülüyor olurduk. Bakma öyle, haklıyım.”

“Haklısın ya.”

Biz hep geç kalırız. Onlar hep oradadırlar. Biz hep susarız. Onlar hep anlam yükler, hep konuşurlar. Tarih öncesi kalıntıları sunarız önlerine, burun kıvırır, surat ekşitirler. Bu bankta çaresizce bir şeyler geveleriz, şu banktan bizimle alay ederler.

“Gelmezdin ki,” dedi adam bir anlık kızgınlık ve pişmanlıkla. “Gelmezdin, değil mi?”

Gelir miydi, bilmiyordu adam. Ama hep umutluydu. Böylelerini umut ayakta tutar. Ötekiler yalnızca onları yok eder.

“Keşke,” dedin kadın, çatık kaşlarını naif bir öfkeyle adamın gözlerine dikerken, “Gelseydin.”